“Ormanı tanımak için o ormandaki bir ağacı tanımanız yeterlidir.”
‘Bir+Bir=Bir’ kitabı yazarının Mustafa Recep Kolcu Trakya Gazetesi Muhabiri Hakan Karaca’ya kitabı hakkında bilgiler verdi.
Kısaca kendinizi Tanıtır mısınız?
1985 Yılında Tokat Erbaa’da doğdum. İlk Okulu Erbaa Fevziçakmak Orta Okulu Tokat Plevne Orta Okulunda Liseyi ise Yeşilyurt Lisesinde okudum. Namık Kemal Üniversitene Ziraat Mühendisliği bölümünden ayrıldım. Bir kamu kuruluşunda çalışıyorum. Çeşitli dergilerin kuruluşunda ve yayınlanmasında editörlük ve genel yayın yönetmenliği gibi görevler yaptım. Bu sırada tarih araştırmaları yaptım ve yazdığım makalelerin bazılarını bu dergilerde yayınladım. Son yıllarda tüm yazı mesaimi kendi eserlerim için ayırmaktayım. Başta felsefe, tasavvuf, sosyoloji ve sanat olmak üzere düşünce dünyasına katkı sağlayabilecek temel eserlerden hareketle yazılar kaleme alıyorum Kendi blog sayfamda haftalık olarak yazılar yazmaktayım. Yayınlanmak üzere olan eserlerim için de çalışmalarıma devam etmekteyim. Yayınlanmış Bir+Bir=Bir isimli bir kitabım bulunmaktadır.
Kitap yazmak nereden aklınıza geldi?
Aslında aklıma kitap yazmak falan gelmedi. Düşüncelerimin zorunlu olarak kağıda dökülmesi gerektiği hissinden hareketle kitap yazdım. Tabi burada düşüncelerimin çok önemsenmesi gerektiği anlaşılmamalı. Ben tarih boyunca büyük insanların yazdığı büyük eserlerden etkilenmiş birisi olarak onlar nasıl ki yoğun düşünce etkisi altında çok ciddi eserler ortaya koymuşlarsa bende onların izlediği kadim yolu izlemek istedim. Bu şekilde kitap yazmaya karar verdim.
Kitabınız hakkında bilgi verir misiniz?
Kitap okurken aldığım notlardan, sokakta yaptığım izlenimlerden ve gece başımı yastığa koyduğumda uyumadan hemen önce daldığım düşlerden damıttığım fikirlerimi yazı haline dönüştürdüm. Nasıl ki Felsefe Sosyoloji birer ilim ise bu ilimler aynı zamanda insanların kendi icadı olan ilimlerdir. Asıl olan insanın kendisidir. Dolayısıyla insanı tanıma çabası insanlık var olduğundan mevcut ve hiç dinamiğinden bir şey kaybetmiyor. Kitap İnsanı ve insanları anlama üzerine kurulu. İnsan deyince Felsefe, İnsanlar deyince Sosyoloji demiş oluyoruz. Bu sebeple ben insanı ve insanları ayırt etmeden tanımlıyorum. Çünkü ormanı tanımak için o ormandaki bir ağacı tanımanız yeterlidir. Bütün metropoller dahi bugün modern insanın özeti biçimindedir. Ben de kitabımda mantıklı sorular sormaya çalışan bir ağacı temsil ediyorum. Aslında kitabın en geniş özeti budur.
Neden ‘Bir+Bir=Bir’ bu matematiğe aykırı değil mi ? Kitabın ismi ile ilgili hiç tepki ile karşılaştınız mı?
Kitap ilk çıktığında Matematikçiler derneğini tepki göstermesini bekledim. Ama hiçbir tepki gelmedi. Sanırım buda aklın ön plana alındığı son 300 yılda insanda hala bozulmayan yanların olduğunu gösteriyor. Rasyonel dünya bilimin ağzına bakmaktadır. Bilimin söylediği her şeyi şatsız kabul etmektedir. Fakat biliminde her gün yeni şeyler söylediğini düşünürsek, aklın sürekli tamamlayan bir unsur olduğunu anlaşmış oluruz. Eğer ki, Bir+Bir=Bir’ sorusunu aklımıza sorarsak bize malum cevabı verecektir. Dolayısı ile akıl ikinci bir soru sormaya yer bırakmaz. Ama ben problemlerin çözümünün daima akla gelmeyen bir sonraki soruda geleceğine inanıyorum. Örneğin Dünya’nın bugün yaşadığı kaosun en temelinde akıl yatmaktadır. Tüm bu sorunlarını çıkaran bu insan aklının kendi çıkardığı sorunları çözememesi bütün insanları şaşırtması gereken bir ironidir. Tarkovski’nin bir filminde bir diyalog geçer. Filim karakterlerinden birisi diğerine ‘eline bir damla su damlat. Sonra bir damla daha damlat. Elinde iki damla yoktur. Bir büyük damla vardır’ der. Önemli olan, en başta, kendimize büyük bir cesaretle cevabını bilmediğimiz sorular sormak.
Kitap beklenen ilgiyi gördü mü ?
İlk kitap için beklenen ilgiyi gördü. Fakat Türkiye’de kitap okuma oranlarının çok düşük olduğunu hesaba katarsak çok daha büyük bir etki uyandırması gerekirdi. Buna karşın Fransa, Almanya, Belçika gibi Avrupa Ülkelerinden büyük rağbet oldu. Bunu da şuraya yoruyorum. Gurbetteki Vatandaşların içlerindeki boşluğu hissedebilmelerinden kaynaklanıyor. Maalesef Ülkemizde boşluğun, doldurulması gereken bir şey olduğu bile bilinmiyor. Özelikle kitap okumayanların şu cümleyi hiç akıllarından çıkarmaları gerekir. Okuma yazma bilip te kitap okumayanla, okur yazar olmayan ve kitap okuyamayan arasında sonuç bakımından hiçbir fark yoktur.
Yeni kitap hazırlıklarına başladınız ? Bu kitapta ilk çıkardığınız Bir+Bir=Bir’ formatında mı olacak?
Modern insanın hala düşünme biçimi ilkel. Dolayısıyla insanın soru sorma özelliği kazanabilmesi için Felsefe daima şarttır. Bu büyük eksiklik sebebiyle konularımızın çoğunu ikinci kitapta da Felsefe ve onun çoğulu olan sosyolojik incelemeler içermektedir. Daima gözlem yapan birisi olarak sürekli notlar alıyorum. Bu notlar doğrultusunda ikinci kitabımı hazırlıyorum.
Okurlardan nasıl tepkiler aldınız?
Bir okurum bana Büyükşehir’de yaşayan birisini kendisini bu kitabı okuduktan sonra kariyer planı yapabileceğini söylemesi ve bir başka okurumun Yayla’da koyun otlatan bir çobanın kendi iç dünyasına yolculuk yapabileceğini söylemesi aslında kitabın çok geniş kitlelerce benimsebileceğini gösterdi. Bu yüzden çok mutluyum.
Son olarak ne söylemek istersiniz?
İlk emri oku olan bir inancın temsilcileri olarak okumayı, bir boş zaman aktivitesi olarak değil de bir anlam kazanma çabası olarak görmek durumunda olduğumuzu söylemek isterim. Aynı zamanda ‘oku’ davet et ve çağır manasına gelmektedir. Dolayısıyla Müslüman okumalı, okuduğunu anlamalı son olarak ta anladığını anlatmalıdır. Benim vazifem de var oluşunu anlamlandırmak isteyen insanlara okuyalım tavsiyesidir.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder