İnsan var olduğu günden beri düşünüyor. Aradığı BİR şey var. Belli ki, derdi var insanın. Sancılarına, cevapsız sorularına ve çıkmaz sokaklarına dair umutları var.
Umut, yalnızca insanda var. İnsanın, derdinin peşinden gidebilmesini sağlayan en büyük güç bu, “umut”.
Nihayetinde BİR şeyi bulmayı umduran umut olmasaydı, hayvandan bir farkımız kalmazdı. Çünkü umudu yoktur hayvanların, hem de hiç bir şeye dair..
Gördüğünü sevebilir, hayvan. Ama gör(e)mediğini de sevebilir, insan!
İnsan bir sevgi sebebiyle yaratıldı. İçten içe bunun farkında. Bu sevgiye layık olmak için sevmesi gerektiğini biliyor/hissediyor. Ama neden? İşte insanın bir çıkmaz sokağı... Parayı sever mesela, bir eşyaya sahip olmak için çırpınır durur. Bir insanı sever mesela, onun için yapmadığı delilik kalmaz. Ama gör(e)mediğini de sever insan. Büyük bir umuttur, görmeye çalışanlarınki... Çünkü bilir: Görmesi gereken bir şey var/olmalı. Var olduğunu umduğu için değil, var olduğu için görülmek zorunda olan!
Umut, bir düş'tür esasen. Düş'ler ise soyut (manevi) kavramlar. Her ne kadar içinde somut şeyleri barındırsa da... İnsan soyut dünyasına manevi düşler sığdırabildiği ölçüde özgürleşir, özgürlüğünün farkına varır daha doğrusu. Manevi mekanizmalar maddi amaçlar için kullanıldıkça körleşir. Esir olur, düşlediği maddeye insan...
Bu öyle bir süreçtir ki, somut şeylerdeki mânâyı bile fark edememeye kadar uzanır. Uzanıp kendi elimizden tutana dek devam eder...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder