Hayat gerilim türünde bir film gibi...
Bir filmde gerilimin
hat safhada yaşandığı anlar vardır. İnsan hayatında da bu
böyle... Fakat enteresan bir şekilde, özellikle modern insan,
hayatının her anını bir gerilim hattında yaşıyor. Bu esasen,
yaşadıklarına bir isim koyamamasından ileri gelir.
Hayat iniş
çıkışların ama aynı zamanda belirli bir dengenin olduğu
kurallara muhtaçtır, fizikteki gibi. İnsan da hayatın bir parçası
olarak bu kurallardan olabildiğince istifâde etmek zorunda. Fizik
kuralları bu, bir başına hayat kurtarmıyor ama kurtulan hayatlar
ancak bu kurallara ihtiyaç duyuyor.
Önümüzde duran
dağ gibi engellere küçümseyici gözlerle bakmak kibirli olmak
demek değildir.
Yok yere gözümüzde
büyüttüğümüz bir çok durumun sonrasında, kendimize;
duvarların arkası hakkında tecrübesiz olduğumuzu hatırlatır
dururuz. Bunu çok iyi bildiğimiz halde! Göz, aklın görmesine
en çok mâni olan organdır. Ama yine de ona
güveniriz.
Aaron Tilley'in “Adrenalin” konusunu işlediği
çalışmasından sadece bu fotoğrafı seçtim size.
Bardağa en yakın iki tuğlanın duruşları, standardı bozan
halleri ve belki yaramazlıkları tüm dengeleri alt üst etmiş
görünüyor. O iki tuğlanın direnişi planı engellemiş. İnsan
hayatında da böyle. Küçük bir mukâvemet, büyük bir güce
dönüşebiliyor.
Küçük bir tuğla gibi hareketsiz durmamız fakat sırandanlığı
bozmuş olmamız o kadar önemli ki; duruş şeklimiz fizîken
hareketsiz ama içimizdeki güç kuvveden fiile terfî edebiliyor.
Potansiyel güç ancak uygun bir açıda aktif olabiliyor.
İçindeki potansiyelin farkında olanlara “küçük dağlar”
büyük görünmüyor.
Bir şeyin nasıl göründüğünü herkes aynı görür, nasıl
görünmediği ise çok az insanın ilgi alanına girer. Çünkü
çoğumuz aynı bakarız...!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder