Kastettiğimiz;
Bedenimiz mi?

Bu konuda İmam Gazâli Hz.'leri şunları söylüyor;
“… Senin
benliğinin hakikati, nasıl bu beden olur? Düşünürsen bilirsin
ki, bugünkü vücudunun hücreleri, çocukluk zamanındaki hücreler
değildir. Onların hepsi zamanla ortadan kalkmış, alınan
gıdalardan yerlerine yenileri gelmiştir. O hâlde beden, aynı
durumda kalmıyor, halbuki sen hep aynısın. Bu sebepten senin
benliğin bedeninle değildir. Beden yok olursa olsun, sen her
zamanki gibi zâtınla yaşarsın …”
Beden, mektubun zarfı gibidir. Mektup denildiğinde akla ilk olarak zarf gelse de asıl olanın zarfın içindeki olduğu o kadar iyi bilinir ki; mektup okunduğu sırada zarf buruşturularak kenara atılır...
Maalesef, içinde misafir olduğumuz bedeni kendimiz(in) zannediyoruz.
Ruhumuz mu?
Zarfın içini görmüyoruz diye, içindekini yani mektubu yok sayabilir miyiz?
İsmet Özel'in aynaya bakarak yanındakine söylediği bir söz var.
"Ben insanların aynada kendilerini görebildiklerine inanmıyorum...!"
Görmediğini yok sayma, bilmediğini inkar etme gibi bir hastalığı var modern insanın... Gördüğü şeylerin gerçekliğine inanır ve inandığı şeylerin görünürlüğünü kabul eder günümüz pozitvist insanı... Gözüne yani kendine yani "ben"e inanmakta bir mahsur görmez. Kendine inanır bu son model canlılar ... Aydınlanma(!) çağının pozitivist ve materyalist dünyası insan bedenini bir bütün olarak görür ve bu bütünün parçaları arasında RUH yoktur.
Kafa+Kol+Bacak=Ben diyebilir miyiz?
Aklımız mı?
Aklın varlığı inkar edilemiyor. Bunu tasdik eden de yine akıl... "Ben"i oluşturan en önemli unsurlardan biri akıldır. Akıl en çok zeka ile karıştırılır. Zeka, aklın kullanılabilme kabiliyetidir. Mizah için; aklın zekatı denir. Akıl, kendisine güvenilen ve fakat insanı da en çok yanıltandır diyebiliriz. Bir çok işimizde bunu tecrübe etmişizdir.
Hakikatleri kabul etmekte imparatorlar, zenginler, bilim adamları ve sıradan insanlar eşittirler.
Bu eşitlik neden hep bozuktur? (Bu soruyu bu yazıyı okuyanların aklına gönderiyorum.)
Ruhumuz mu?
Zarfın içini görmüyoruz diye, içindekini yani mektubu yok sayabilir miyiz?
İsmet Özel'in aynaya bakarak yanındakine söylediği bir söz var.
"Ben insanların aynada kendilerini görebildiklerine inanmıyorum...!"
Görmediğini yok sayma, bilmediğini inkar etme gibi bir hastalığı var modern insanın... Gördüğü şeylerin gerçekliğine inanır ve inandığı şeylerin görünürlüğünü kabul eder günümüz pozitvist insanı... Gözüne yani kendine yani "ben"e inanmakta bir mahsur görmez. Kendine inanır bu son model canlılar ... Aydınlanma(!) çağının pozitivist ve materyalist dünyası insan bedenini bir bütün olarak görür ve bu bütünün parçaları arasında RUH yoktur.
Kafa+Kol+Bacak=Ben diyebilir miyiz?
Aklımız mı?
Aklın varlığı inkar edilemiyor. Bunu tasdik eden de yine akıl... "Ben"i oluşturan en önemli unsurlardan biri akıldır. Akıl en çok zeka ile karıştırılır. Zeka, aklın kullanılabilme kabiliyetidir. Mizah için; aklın zekatı denir. Akıl, kendisine güvenilen ve fakat insanı da en çok yanıltandır diyebiliriz. Bir çok işimizde bunu tecrübe etmişizdir.
Hakikatleri kabul etmekte imparatorlar, zenginler, bilim adamları ve sıradan insanlar eşittirler.
Bu eşitlik neden hep bozuktur? (Bu soruyu bu yazıyı okuyanların aklına gönderiyorum.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder