Teskin etmek bana düştüyse huysuzlanan geceyi,
Gecenin bir günahı olmadığını biliyorsam, tıpkı çocuklar gibi...
Tutup savursam da bütün titizliğimle, bilirim, ağır olanlar düşecektir geceden gündüze doğru...
Ve hiç bir yaprak kendisinden utanmayacaktır.
Ve hatta, ne ağacını suçlayacak ne mevsime küsecektir...
Ölüyorken bile...
Bile bile ölenler müstesna bu gece...
Bir kaç ayetin verdiği huşu var...
Yıldızlar dolduramadığım koynumda.
Olan her şeyde bir ferahlık bulmak neredeyse
İçten bile değildir bu gece...
Bu gece, sanki bütün insanlığın karanlığı emanet bende.
"Kaldır alnını ve bak semaya" dedi bir sıcak ses.
Sonra devam etti:
"İki kaşının ortasından geçen yol nereye çıkar, bir düşünsene?!..."
Şimdi sustu, sessizliğini dinletiyor sadece...
Biliyorum, alnımın semaya bakacak yüzü yok.
Sanki kainatın bütün beyazlarını kirleten benim.
Unutuyorum ne için buradayım.
Unuttuğum şeyi, galiba biliyor olan da benim.
Hatırlayamayacak kadar unutmak nasıl bir nisyanlıktır...
Yüz karası denilen şeyi üzerime alıyorum.
Ve sonra bütün insanlığın uykusuzluğunu içime çekiyorum.
İşte o an;
Üzerime, bugüne kadar hissetmediğim bir uyku çöküyor.
Yarım uyku olmadığını anlıyorum...
Gözlerimi kapayacak kadar bile zaman tanınmayacak...
Anlıyorum...
Anlıyorum,
Her şey için çok geç...
Mustafa Recep Kolcu



(Fotoğraflar: Karen Knorr)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder